20 Kasım 2009 Cuma

Vize haftasi mi? Cabuk baska care bulun!

Ohaaa ben sana bes gündür yazmiyorum blog ya.
Tamam geldim kizma.

Neden yazmadim bi sor önce?
Aptalligini kimsenin farketmedigi ama aslinda son derece aptal olan "vize haftasi" adi altindaki kimin basinin altindan ciktigi belli olmayan hafta disi bir yaratikla ugrasiyordum.

Ben "ya böyle sistem mi olur" dedigimde neden bana herkes tip tip bakip "ee baska nasil olacakti ki" dedi merak icindeyim. Merak ne güzel sey güzel sey merak, evet!

Sabahlara kadar ezber yapmaya, dikkatinizi cekerim ezber yapmaya dedim cünkü cidden önceki sorulari gördügümde e ama yuh bunlar sadece ezberden ibaret dedim. Yine "e baska ne olacakti ki" cevabini verdi bana etrafimdakiler, sanki hersey süper normalmis gibi.

Bütün hafta boyunca gece ezberledigim seyleri gidip sadece birer cümleyle sorulara cevap verip eve geldim, uyudum aksama kadar sonra tekrar uyandim ve sabaha kadar ezber yaptim, ah pardon ders calistim. Aklimda ne mi kaldi diye sorarsaniz, her sinavdan sonra bir sonraki sinav icin hafizama reset attim.

Uzun süredir bahsetmiyorum sana hayatimdan, e bahsedeyim o zaman.

Bu eve geleli bir bucuk ayi gecti ve ben seviyorum asslinda burda olmayi. Gecen hafta eve gittigimde burayi özledim.

Insanoglu garip bir varlik. Bu eve ilk geldigim günler baskalariyla ayni evi paylasmanin zor olacagini düsündüm, herkese gicik oldum, kimseyi sevmedim, hepsine bi kusur buldum. Aralarindan birini ya da ikisini sevmek zorunda hissedip hii onlar iyi iyi demeye calistim. Ama sonra farkettim ki insan bir ay sonra herkesin hakkinda farkli düsünebiliyormus. Herkese karsi düsünceleri degisebiliyormus. Seneye yeni arkadaslar bulup baska eve cikarim ya da evimden gelir giderim diye düsünürken simdi seneye doktor ya da B. giderse ben üzülürüm B. gitmesin filan demeye basladim. Doktor kesin gidecek de B. gitmesin ya:(

Alistim hepsine, haftasonlari B.nin yaptigi cig brokoli salatasini özler oldum mesela. O yüzden de haftasonlarimi bazen burda gecirmeye basladim.


Bugün sinavdan sonra arkadaslarla yemek yerken annem aradi. Gelmiyo musun dedi. Yok gelmicektim dedim. Aaa ben de pazar günü alisverise gideriz diye düsünmüstüm dedi:) Tabii söyle bir simsekler cakti kafamda "aslinda gelebilirim de yaaa" filan demeye basladim ama yarin su an kirada oldugumuz ev sahibimizin kizina söz vermistim beraber sinemaya gidecektik. Doktorun dedigi gibi satici bir tip olmamak icin yarin aksam gelirim dedim anneme:)


Öyle iste. Ve ben bugün böyle bir enerjikim bir enerjikim gece dogru düzgün hic uyumamis olmama ragmen.

Bir hafta icerisinde bir evin icine nasil edilirse o kadar ettik diyebilirim daha dogrusu en cok ben. Dolabimin icinde kaybolan bir esyayi rahmetli olmus kabul ettim artik. Birazdan gidip toparlamaliyim. Odamizi ve sonra bir yerleri daha toplamaliyim. Sonra disari cikip brokoli ve diger arkadasimiz icin cips almaliyim. Sinavlari kötü geciyor, cok üzülüyor, onunla beraber ben de üzülüyorum ve benim gibi cips sevdigi icin her gün onu cesitli abur cuburlarla mutlu etmeye calisiyorum:) Brokoliyi de aksam cig brokoli salatasi yapicam B. isten gelince, hep o yapiyo bi de ben yapiim:)

Sonra iste belki yatar uyurum ya bi zahmet:) Sonra sonra bilmem ki ayyy evet bu gece sürekli film filan izlicem, oturucam, misir patlaticaz filan.

Hih neyse gideyim ben.

15 Kasım 2009 Pazar

portakalli sigara, italya, huzursuz bacak

Yapacak bi dolu isim var ama canim sana yazmak istedi birden.

Gece rüyamda portakalli sigara iciyordum. Cok ilgincti. Cok hosuma gitmisti.

Biz doktorla Italya'ya gidicez biliyo musun?
Söylemedim di mi?

Kendisi ne kadar "Sende satici tipi var, sanki heryere gidicem diyip de hicbir yere gelmezmissin gibi duruyorsun" dese bile ben de öyle bi tip yok bikere:) Tamam birkac kez suraya gidelim diyip sonra gitmemisligim olabilir ama ne biliim yani elimde olmayan sebeplerdendir.

Bir tur bulduk fiyatlari uygun. Aslinda turla gitmek cok mantikli degil ama yapacak bir sey yok. Tek basina da cok pahali olabiliyor. Yani ucak biletlerine baktigimizda cok ucuktu fiyatlar. Bakalim belki tursuz gideriz.

Oha ucaga binmicm diye söz vermistim kendime öyle degil mi yuh!

Neyse öyle iste, aslinda bundan sonra Türkiye disina ayagimin en kücük parmagini bile atmayacagimi saniyordum ama büyük söylememk lazim tabii:P

Son zamanlardaki en büyük asklarimi biliyo musun?

Cizivic, findikli cikolata, bir de Cerezzanin su soganli peynirli garip sekilli cipsi.

Bir de sanirim bende huzursuz bacak sendromu var? Dün gece cildirtti beni yine ve ben buna karar verdim.

13 Kasım 2009 Cuma

Derece askina, hastayim ben...

Saatlerdir atesimi düsüremiyoruz. Igneden korktugum icin doktora da gitmiyorum:(

Eve geldim ben, kendi evime.

Keske gelmeseydim orda en azindan doktor vardi:(

Bogazima bakar sirtimi filan dinlerdi:(

Böhüü sinavlar var ya:'(

Sanane di mi buraya niye yaziyorum? Ya bisilerle ugrasinca sanki kasilmalarimi unutuyorum gibi oluyor.
Gittim ben öpme beni blog domuz gribi olursun.

10 Kasım 2009 Salı

Bloglarda Belirli Gün ve Haftalar Trajedisi

Tüm Türk toplumunun üzüldügü ya da sevindigi bir gün, veya tüm dünyanin sevindigi bir gün varsa eger ben o günler blogumdan bucak bucak kacmak istiyorum.

Yorgunum, bütün gece uyumadim, neden bircok saglik sorununun israrla beni buldugunu anlayamadim, su an basim agriyor, gözlerim kapaniyor, blogumu aciyorum, biraz kafam dagilsin diyorum. Blogrolle dogru inerken kac kizim kac bugün 10 kasim, belirli gün ve haftalardan bir tanesi, heryer muhtemelen ayni teranelerle dolacak dedim.

Bunu bir saygisizlik olarak alabilirsin okuyucu ama ben ezbere yasamiyorum üzgünüm. Herkesle ayni gün sevinip herkesle ayni gün üzülemiyorum. Bir seylere üzülüp sevinmem icin de belli bir gün tanimiyorum.

Hepinizin google'dan o günün anlamini tasiyan ismi yazip ayni resimleri bloglariniza koymaniza ve ayni siirsel sözcükleri ardi ardina siralamaniza bir anlam veremiyorum.
Bütün bloggerlar yazi sikintisi cekermis gibi belirli güne hemen yazi koyuveriyorlar. Hatta hic yazmayip belirli gün ve haftalarda yazanlar var sadece.



Gercekten bu kadar duygusuz olabildigim icin cok üzgünüm ama ayni kliselerle yormayin beni olur mu?

Sinirli ve yorgunum cünkü...

Bir dahaki 18 Ekimde de Edison'un ve 11 Martta da Alexander Fleming'in arkasindan ayni siirsel anlatimlarinizla ayni cümlelerin sadece isim kisimlarini degistirerek yazilar yazmanizi umar (zira kendileri büyük buluslarin adamlari) sizi tebrik eder, bu yazi icin de yorum kabul etmem, cünkü muhtemelen basimi agritacaksiniz.

08 Kasım 2009 Pazar

Sahaflar Carsisi



Hani eski kitaplar vardır ya... Böyle, yaprakları sarıdır çok ve şekerli şerbet gibi kokarlar. Biraz da dumanlı kokarlar hani. İşte ben dün o yapraklarla, o dumanlı kokuyla sevimli bir gün geçirdim.

Bu hafta evime gitmeyecektim, Anadolu yakasında kalacaktım. Cuma akşamı çok canımın sıkıldığını hissettim.
Cumartesi günü de arkadaşımla buluşup Beyazıt sahaflara gittim.

Sahaflar diyince aklıma yazımın ilk cümlesinde bahsettiğim özelliklere sahip kitaplar gelirdi hep. Hiç daha önce sahaflar çarşısına gitmemiştim, bu yüzden o sarı yapraklı kitaplar gelirdi aklıma.

Gidince büyük hayal kırıklığına uğradığımı hissettim.
Heryerde yeni başım kitaplar, üstelik de oldukça pahalı.
Dışarda 10 lira olan bir kitabın 16 liraya satıldığını görünce özellikle de o kadar yolu gittiğime, sahafları hep ucuz, ikinci el, eski kitaplar satan bir yer olarak hayal ettiğime çok üzüldüm.



Her yer öss, dgs, tus kitaplarıyla doluydu. Yasadığım kocaman hayal kirikligini anlatamam. Neyse her girdigim yerde ikinci el kitap satiyor musunuz diye sordum. Ikinci el kitap bana cok özel gelir hep. Yasanmisliklari vardir, kac insan o sayfalara bakip düsüncelere dalmistir...

Bir kitapciya girdik ikinci el kitap var mi diye sorduk. Aynen su cevabi aldik "Bizde eski ve cok pahali kitaplar var". Nerden biliyorsun? Belki trilyonlarım var demek geldi içimden. Baktık adamın kitap satacak havası yok, ayrıldık oradan.

İkinci el kitap sorduğumuz başka bir kitapçı da bize üç numarada bulabileceğimizi söyledi. Biz de doğruca 3 numaralı dükkana girdik. Evet evet:) Oldukça eski kitaplar vardı. Çok fazla yoktu ama vardı işte. O anki mutluluğumu anlatamam. Çektim tabureyi, hepsini tek tek karıştırdım. Hepsine dokundum, sayfalarını okşadım. Çaktırmadan da kokladım:)

Acaba bu kitaplar da "eski ve pahalı" mı derken fiyatlarının en fazla 5 lira olduğunu söyledi oranın sahibi. Ben de üç adet eski, tatlımsı kokan, yaprakları parçalanacakmış gibi duran kitaplar aldım.

Eve gelene kadar, tramvayda, vapurda onlara bakıp durdum. İçlerini karıştırdım. Sahiplerinin yazığı notlara baktım, okumaya çalıştım.

İlk önce arkadaşımın ciltli diye ölüp bittiği bir kitabı almayı düşünüyordum. İsmi Demirhane Müdürü, yazarı ise Georges Ohnet.

Onu beş liraya aldım çünkü içlerinden en sağlamı oydu ve 1963'te basılmıştı.
Daha sonra benim yapraklarının kenarları harap olmus diye bayıldığım "Katibim" isimli bir kitap aldım. Onun yazarı da Münir Müeyyet Bekman, 1958'de basılmış. Çok yıpranmış olması nedeniyle sadece 3 liraya aldım:)

Tam o ikisi yeter şimdilik, sonra yine gelirim demişken Peyami Safa'nın "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" kitabını gördüm. Onun için de iki lira ödedim.

10 liraya 3 adet kitap almış oldum. Kütüphanemin en değerlileri olacaklar çünkü gerçekten oldukça eskiler, paramparçalar, harikalar!
Benim böyle bir kitabım daha vardı, o da paramparçaydı, ona da bayılıyordum.

Eski kitapların beni neden mutlu ettiklerini bilmiyorum ama getirdikleri yaşanmışlıkların beni çok cezbettiği kesin.

Bundan sonra ikinci adresim Sahaflar Çarşısı 3 numaralı dükkan olacak...


05 Kasım 2009 Perşembe

kitaplar askina


Az önce kitapyurdunda kitap siparisimin hazirlanip hazirlanmadigina bakiyordum ki cok satanlar listesinde bir kitap gördüm. Adi "Cünkü seni seviyorum", yazari ise Guillaume Musso. Hic okumadigim bir yazar.

Kitabin konusu cok ilgimi cekti. Tanitim kismini okuyunca Harlan Coben romani tadinda bir roman gibi geldi ve o kadar istedim ki okumak. Icim böyle gidip o kitabi almak, sonra eve gelip kendimi iki gün eve kapatip o kitabi okumak istedi. Hufff yaa cok fena istekliyim hem de. Bak simdi olmuyor ama böyle olmuyor. Cevrilmesin yeni kitaplar okuyamayinca cok koyuyor bu bana. Hem kitaplara para vermekten eridim bittim ben ya:(

tibbi mevzular

Hani 2 gün önce hasta oldum demistim ya.
Ben eve gitme planlari yaparken annem bana iyi bakar filan diye. Ya dur dedim bizim evin doktoruna bi sorayim varmiymis onda soguk alginligi icin bir seyler. Kendimi sürüye sürüye yanina gittim, bana bir ilac verdi. 20 en fazla yarim saat sonra turp gibi ayaktaydim. Süper geldi bana. Anladim ki tylolhot filan hikayeymis. Asil ilac o ilacmis, simdi burda isim vermiyim. Mucizevi bir sey! Söyledim bana da yazacak ondan hastaneye gidince. O ilaci birden hayatimin soguk alginligi ilaci olarak ilan edesim geldi.

Insanin evinde doktorun olmasi ne hos bir seymis ya. Hem farkli seyler ögreniyorsun hem de bir sürü soruna cevap bulabiliyorsun. Enemmm meger bir seyleri olup doktora gitmeye üsenen ya da ciddiyetinin farkina varmayan ne cok insan varmis. Her gün birileri doktora (doktor doktor diye bahsettigim ev arkadasim ya yanlis anlasilmasin) yaa suram söyle bi baksana buram böyle bir baksana diyor. Bende de ufacik bir ben cikmisti bi ara. Sonra o hafifce büyüdü koyu kahve bir sey. Cok degil böyle minicik ama büyüdü sonucta. Hep üsendim doktora gitmeye. Ben de doktora sordum, zararli bir sey degilmis. Gecen de nörolojik muayeneden bahsederken cok eglendik. Sonra ne biliim ya büsürü büsürü seyler ögrenebiliyorum ondan, cok hosuma gidiyor.

Dün diger ev arkadasimizin bogazinda bir yerinde acayip bir agri varmis, ya bi baksan olur mu diyo. Eglenceli yani kendimi söyle bir güven altinda hissediyorum:P

Öyle iste uff bugün evdeyim sikiliyorum. Neyse yapacak bir seyler bulayim en iyisi.

Bu hafta sonu eve de gitmiyorum, kizlara söz verdim beraber takilicaz hafta sonu.

Su an ama kimse yok evde ve ben cok sikiliyorum, hufff!

Bu arada dün doktorla Gossip Girl'ü izlemeye basladik amaann ne bayik dizi ya hic sevmedim.